Geleneksel ise sorun yok.
Değilse, nedeni nedir?
Soru budur. Yanıtı da başın altında, yani başörtüsünün altında aranmalıdır.
Benim annem de başını örter. Bu bir gelenektir. Gelenekler, atasaldır. Yani, atalarımıza saygı göstermek, onları yaşatmak ve anmak içindir.
Annem başını bunun için örterdi. Başörtüsü, etnik (budunsal, kavimsel) ise sorun vardır. Üstelik bütün bunlar bir siyasal amaç taşırsa; bunun sonuçları korkunç olur.
Bu siyasal amaç dinsel olursa daha da korkunç sonuçlara gebe olur. İnsanlar arasında dinsel, ırksal (şoven) ayrımcılık hiçbir ülkeye yarar sağlamamıştır. Hoşgörüyü yadsır. Huzursuzluk kaynağıdır. Benim ülkemde dinin sembolü olarak kullanılıyor. Yalnız bununla da kalmıyor, bazı kadınlarımız, öylesine giyiniyorlar ki; halk arasında bunlar ‘’karafatma’’ diye adlandırılıyor. Halk deyimi olmuştur. Karafatma, hamamböceğine deniyor. Tek gözlerine kadar örtünenler var. Namus kavramı bu olabilir mi? Diğer çağdaş kadınlarımız namussuz mu? Yoksa bunlar, namuslarını kara elbiselerle korumaya mı çalışıyorlar. Kadınlarımızı rengârenk insan dalgaları şeklinde mi, yoksa kara dalgalar halinde mi görelim? Böylesine iç karartıcı görüntü…
Kadınlarına mı güvenmiyorlar, kendilerine mi?
Bence; kadınlarına, kendileri gibi düşündükleri için güven duymuyorlar. Doğal olarak saygı da…
Namus gibi kutsal bir kavram, kara elbise altında korunamaz. Elbiseye güvenilemez, emanet edilemez. Namus, zor erdem, zor şartlar altında korunmalıdır. Namusun değeri buradadır.
Siyasal İslam’ın sembolüdür türban.
Dinsel ayrımlar yüzünden tarihte nice kanlı savaşlar olmuştur. Haçlı savaşlarından tutun da günümüze kadar olanlarını şöyle bir düşünün yeter. Amaç buysa, insansal sonucu olur mu?
Siyasal İslam ise kadınlarımıza yer vermez. İki kadın tanık, bir erkek tanık yerine geçer. Yönetici, imam, olamaz. Kadın peygamber hiç olmamıştır. Bazı peygamberler, kadınlarından harem bile kurmuştur. Kadına çok değer verdiklerinden mi?
Kuran’da miras hakkı bile kadınlar için çok kısıtlıdır. Özellikle kadınlarımıza Kuran’ı Türkçe olarak, yavaş yavaş ve anlayarak okumalarını öneririm. Aslında; ‘ben Müslüman’ım’ diyen herkes, mutlaka kutsal kitabını kendi diliyle okumalıdır.
Atalarımızın okuma yazma oranları çok azdı. Hep kulaktan dolma bilgilerle yetiştik. Bu bilgilerin birikimlerinde kendilerinin ve kendilerinden öncekilerin de kendilerinden kattıkları, gelenek kalıntıları da olamaz mı? En sağlam kaynak ‘kutsal kitap’ değil mi?
Teokratik (din devleti) yöneticiler kendi çıkarları gereği, birçok şeyi değiştirmiş olamazlar mı?
Artık okuma yazma oranımız yüksek. Peki, Kuran’ı neden çok az kişi okumuş? Kendisine Tanrı tarafından hesap soracağına inanan bir inançlı kişiye Tanrı; ‘’Ey kulum, neden benim kitabımı okumadın?’’ derse, ne yanıt verecek?

"... Bezde kutsallık aranacaksa, o zaman, en önemli yerleri örttüğü için en kutsal örtü dondur!.."
Binnur AKÇAM. 

BİR DELİNİN DÜŞÜNCELERİ adlı eserden alınmıştır.